Hikaye

Perdeli Tabut (Duvarlar Arasında Bir Arayış)

1
LütfengirişveyaKayıt Olyapmak için

Yazarımız Meryem Tetik’in kaleminden Perdeli Tabut hikayesi sizlerle. Sitemizin edebiyat dünyasında kendi benliğinizi bulmanız dileğiyle… (Editörün Notu)

Perdeli Tabut (Hikaye)

Tavana yakın, küçük, perdesiz, kirli pencereden taşan güneş huzmeleri tüm koğuşu aydınlatıyordu. Bütün gece sayıklayıp duran Etem bu ışık demetiyle uykusundan uyandı. Ranzanın üst katında, haftalardır yıkamadığı rengi solmuş yorganın altında gözlerini pencereden ayırmadan uzanıyordu. “Perdesiz, demir kafesli bir pencere.” diye mırıldandı. Perdesiz bir yerde ancak misafir olunabilirdi. Oysa o, yıllardır burada ve bir o kadar yıl daha burada olacaktı. 

Mırıldanışı duymuş olacak ki Sebahattin alt kattan yukarı doğru uzandı. Sonra ayağa kalkıp coşkulu bir edayla gece rüyasında gördüklerini anlatmaya başladı. Sebahattin konuşurken Etem’in aklına kendi rüyası geldi: Gök yarılmışçasına akan yağmurlu bir akşam, her yağmur damlasının gökten kopuşunda biraz daha büyüyen demir kafesin sütunları ve her yağmur damlasının yere dokunuşunda küçülen koğuş duvarları… Hayır, hayır bir tabuttu bu. Bir tabut, tavanında perdesi olan küçük pencereli bir tabut, perdeli tabut.

* * *

Karadeniz’in yağmurlu Kasım ayının 17’sinde gelmişti Sinop’a. Baba ocağından ne kadar da uzaktı. Öyle ya, Sinop’a ilk gelişiydi o gün, bir daha da geri dönemedi zaten. Bunları düşüne düşüne avluda volta atanları izledi oturduğu yerden. Bir an alnında bir ıslaklık hissetti, elini götürüp ne olduğunu anlayana değin içeri koşuşturmaya başlayanların sesiyle önce avluya açılan kapıya yöneldi bakışları sonra göğe.

Az önce oturduğu yerden iki adım öne geldi. Yüzünün kırışık çizgilerine yağmur suyu doluyor sonra usulca çenesine oradan gömleğine akıyordu. Burada her gün yağardı ama bu defa farklı yağıyor gibi hissetti. Derin bir ızdırap duydu. Avluda yalnız o kalmıştı, bir gardiyan sesini duyuramadığı Etem’e doğru hızlı adımlarla gelip küfür savurdu. Kulağında patlayan tokatla sadece bir kısmını duyabildi.

Yağmur hızlı başlayıp hızlı bitmişti. Sabahki huzmeler şimdi yeniden dolduruyordu koğuşu. Pencereye yakın bir yere oturdu. Onca zamandır baktığı şeyi henüz görebiliyordu. Bir mahkum için pencere, dünyaya açılan yegane kapıdır. Fakat mahkum olmak yalnızca hüküm giymek, yıllarını kirli bir koğuşta geçirmek değildi. Özgür olduğunu zanneden bir insan da mahkum olabilir ve hatta gerçekte en mahkum insan, dışarıda olmayı özgür olmak sanan insandı. Beyninin kıvrımları üzerindekileri eyleme dökemedikten, dile vuramadıktan sonra ha dört duvar ha kır, bahçe… ‘Bu zırdeli düşün içinde’ mekanın ne anlamı var.

* * * 

Buraya geldiğinden beri düşünmeyi bırakmıştı adeta, insan ve hayvan ayrımının o kalın çizgisi düşünmeyi. Her gün yeknesak bir işleyişle geçerken bu işleyiş bugün bozuldu. ‘Düş’ün kapıları açıldı, buraya gelme sebebinin kapılarını artık tutamayacaktı. “İnsan, düşünebildiği kadar insandır.” dedi kendi kendisine. Göğüsü sıkıştı, nefesi kesik kesik çıkıyordu, eliyle iman tahtasının üzerine sert bir yumruk attı. Başına üşüşenler, yerde yatan belli belirsiz nefes alan Etem’i apar topar revire götürdü.

Cezaevi doktorunun hastaneye sevk etmesiyle detaylı bir sürü tahlil alındı, kanser teşhisi koyuldu ve üç hafta sonra koğuşuna döndü. Daha önce pencereyi görebilmek için oturduğu yerde bu defa koğuştakilere malûmat veriyordu. Merakı giderilen kalabalık dağılınca pencereye ilişti gözü. Pencerenin perdesizliği, dışındaki demir kafesler, küçük kirli pencere…

Karanlık çöküp mahkumlar uykuya dalınca pencereden bu defa ay ışığı doldurdu koğuşu. Çok uzaklardan, binlerce metre öteden bir yıldızı fark etti. Ruhunda mı bedeninde mi hissettiğini bilemediği derin bir acı duydu. Uzun uzun baktı ona, yıllardır özlemini çektiği şeyi bulmuş gibiydi. 

* * *

Henüz yirmi ikisindeyken, yıllar önce görüp sevdiği, kendisiyle aynı yaşta olan Yıldız’la evlenmişti. Geleneklerine göre bir düğün yapılmış sonra şehire yerleşmişlerdi. Yıldız pek istemiyor, “İçim sıkışıyor burada.” diyordu. Etem, alışacağını düşünüp biraz daha beklemesini söylüyordu. Birkaç sene böyle geçti derken bir gün ihtilal oldu. Gazetede yazar olan Etem haberi alır almaz gazete binasına gitti. Yıldız evde yalnız kaldı. O hengamede evine saldıranlar olmuştu. Alev alev yanan binadan bir ceset çıkarıldı. Gazete binasındakiler o gece tutuklandı. Etem ne yanan evini ne de Yıldız’ın cenazesini görebildi. 

Pencerenin diğer tarafındaki ‘yıldız’a baka baka uykuya dalmaya, düşüncelerini susturmaya çalıştı. Biraz sonra nefesi muntazam bir düzene girdi. Gün sökmeye, mahkumlar uyanmaya başladı. Artık yıldız yerinde değildi.

Bir şarkı: Zülfü Livaneli – Duvarlar

Bir şiir: Birhan Keskin – Nehir Manzarası

Yazar : Meryem Tetik (Tüm Hakları Saklıdır. All rights reserved. Kültür Sakarya 2022 ©)

Perdeli Tabut hikayesini beğendiysen ve diğer gönderilere göre sitede daha çok gösterilmesini istersen yukarı ok tuşuna basabilirsin. Eğer favorilerine kaydetmek istersen kalp tuşuna basabilirsin (Site üyeleri için) 
Ben bunu kaydederim bu ne güzel yazı dersen de kitap ayracı gibi olan butona basıver :)

Yorum yazarak sevgimi belli etmek istiyorum mu diyorsun? E o zaman durma! Bu üyelere özel değil! (Ama üye olursan profil foton falan çıkar bak ;) bizce ol :) ) Üye Ol

Daha fazla edebi yazı okumak için buraya tıklayabilirsin.
Yetmez! Ben bu güzel sitede yazar olmak istiyorum dersen Başvuru Formumuz


Dipnot:
Bu yazıdaki kullandığımız fotoğraflar Pixabay'daki telifsiz fotoğrafçılar tarafından sağlandı. 
Bu içeriği bize telifsiz sundukları için şükranlarımızı sunmak isteriz.

Ben size telifsiz(kaynakça belirtilerek) fotoğraf sağlamak istiyorum diyorsan Bize Ulaşın
Kültür Sakarya Haftalık Çalma Listesi Yayında! Hadi Durma Dinle!
Elmalar (Mila) Film Eleştirisi (Tedavisi olmayan unutkanlık!)

Editörün Seçimi

Zihinlerinize kazınacak bir dört duvar arasında kalmışlık hissi. Sizi derinden etkileyecek duygular saklı bir hikaye.

Reactions

3
0
0
0
0
0
Bu gönderi için zaten tepki verdin.

Tepkiler

3

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir