*Yazdığım bu yazı eleştiri adı altında benim düşüncelerime ait değerlendirmedir.*
Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı kabul edilen, Mehmet Rauf’un ”İlk eserim son üstadıma” ifadesiyle Halit Ziya Uşaklıgil’e ithaf ettiği romanı Eylül, 1900-1901 yılları arasında Serveti Fünun dergisine tefrika edilmiş , beğenilince kitap haline getirilmiştir.
ÖZET
Süreyya, karısı Suat’la birlikte babasının evinde kalmaktadır. Süreyya’nın kız kardeşiyle onun eşi de onlarla birlikte yaşamaktadır. Süreyya baba evinde kalmaktan, evin uzak bir yerde olmasının da etkisiyle sıkılmakta, Boğaz’da veya Adalarda oturmayı; sandallı, kotralı bir deniz yaşamı sürmeyi istemektedir. Süreyya karısı Suat’la beş yıllık evlidirler. Suat, kocasının bu hayalini gerçekleştirmek umuduyla gizlice babasına mektup yazar ve para ister, babası da yazlık evin kira bedeli olan kırk lirayı kızına gönderir. Suat durumu kocası Süreyya’ya açar ve çok sevinirler. Süreyya Bey ve Suat Hanım Boğaz içinde küçük bir yalı tutarlar ve oraya taşınırlar.
Yalıya Süreyya’nın halasının oğlu olan Necip’i de sık sık davet ederler. Necip Suat’ı pek çok yönden taktir etmekte, beğenmektedir. Zamanla bu taktir ve beğeni sevgiye dönüşür. Süreyya sık sık denize çıkmakta, günlerinin çoğunu denizde geçirmektedir. Bu yüzden Suat’la Necip yalıda yalnız kalmaktadır, içten içe Suat da Necip’i sevmektedir ama her ikisi de Süreyya’yı çiğneyemediği için fazla ileri gidememektedir, vicdanları bunu engellemektedir. Bu yüzden birbirlerine olan aşklarını söyleyemezler. Etrafta Suat’la Necip arasındaki duygusal ilişkinin dedikodusu yayılmıştır, bunu Süreyya da duyar ama buna ihtimal vermediği için fazla üzerine gitmez.
Necip bu söylentilerden dolayı yalıya seyrek gitmeye başlar, bir süre sonra “tifo”ya yakalanır. Hastalığın tehlikeli dönemi geçince Süreyya ile Suat, Necip’i ziyaret eder.
Necip, Suat’a olan aşkından dolayı yalıya gidip geldiği günlerde Suat’ın eldiveninin tekini almış yastığının altında saklamaktadır. Bu hasta ziyareti sırasında eldiven yastığın altında bulunur. Böylece Suat, Necip’in de kendisini sevdiğini anlamıştır ama bunu diğerleri de hisseder.
Necip iyileşince yazın kalan vakitlerini Süreyya’nın yalısında geçirmeye mecbur edilir. Artık Necip’le Suat birbirlerine açılabilmiş aşk yaşamaktadırlar.
Süreyya yalıyı çok sevmiştir, karısına kışı da burada geçirelim demiştir ama ne olduysa birden tekrar babasının konağına dönme kararı alır ve dönerler. Bir “eylül” ayında konakta yangın çıkar. Herkes kaçar ama Suat’ın içerde kaldığı fark edilir. Kocası Süreyya bağırıp çağırsa da yanan konağa giremez. Necip hiç tereddüt etmeden alevlere dalıp Suat’ı kurtarmaya çalışır. Bu sırada yanan tavan çöker ve Necip ve Suat yanarak can verir.
Benim yorumuma gelecek olursak;
Eserde temel olarak evlilik, aşk, ihanet, mutluluk, namus gibi kavramlar işlenmiş. İçsel tahlillerin oldukça yoğun, iç konuşmaların uzun, ruhsal tahlillerin oldukça derin olduğu eser; psikolojik roman türünün bu anlamda hakkını veriyor gerçekten. Konu bakımından her ne kadar “Fransız aşk üçgeni” konusu işlense de Mehmet Rauf , aslında bu konuyu psikoloji işlemek için bir nevi temel olarak kullanmış. Bu eser , olaylara değil karakterlerin psikolojisine bağlı , bu yüzden de hikaye psikolojik olarak ilerliyor. Kolay bir okuma olmadığını söylemeliyim. Mehmet Rauf , karakterlerin psikolojik tahlillerini gerçekten çok iyi yapmış fakat ben okurken biraz yoruldum. Hatta çoğu kez yarım bırakmayı bile düşündüm.Karakterlerdeki melankolik hava ve hüzün beni okurken fazlasıyla yormuştu.
Eylül ‘de işlenen kavramların asıl anlamlarını birlikte inceleyelim;
• Konaktan yalıya geçiş , konaktaki otoritenin baskısından kurtulma , daha özgür kendi yaşamlarını sürme söz konusu olduğundan başlarda daha iyi gelir.
• Konak; bağımlılık, bağlılık, gözetim ve denetim, zorunlu birliktelik , itaat ve kuşkuyu değer olarak alır. Yalı ise; özgürlük ,kendi başınalık , gönüllü katılım, kendi iradesini kullanma , aşk , bireysel hayat ve güven değer olarak yer alır. Yani yazarın benimsediği değerleri yalı , tam tersini de konak temsil eder.
• Konağa yeniden dönüşün başladığı bölüm , olumlu ilişkilerin sembolik anlamda yakılarak , ateşin arındırıcı gücüyle temizlenmeye çalışıldığı bölümdür. Yani ateş kavramının onları günahtan arındıracağına inanılır.
• Eylül bir hesap , hasılat ve hüzün ayıdır.
• “Eylül hüzünlü bir aşk romanıdır. Bu aşk, gözlerde başlayıp gözlerde yaşanan ve yine gözlerde biten, vuslatın olmayacağını bile bile yine de kalplere söz geçirilemediği için başka bir âlemde yaşanacak bir aşk.”
Yazar : Buse Manolya Akgün (Tüm Hakları Saklıdır. All rights reserved. Kültür Sakarya 2022 ©
- Eylül isimli Buse Manolya Akgün’ün roman eleştirisini beğendiysen ve diğer içeriklerimize göre sitede daha çok gösterilmesini istersen başlığın altındaki yukarı ok tuşuna basabilirsin.*Eğer favorilerine kaydetmek istersen kalp tuşuna basabilirsin*Daha sonra bakmak için kitap ayracı butonuna basıp içeriği kaydedebilirsin. **Site üyeleri için
Eğlenceli ve kültür dolu dünyamıza katılmak için Kültür Sakarya'ya Üye Ol Daha fazla edebi içerik için Sanat ve Edebiyat Diğer içerikler için Ana Sayfamız. Yetmez! Ben bu güzel sitede içerik üretmek istiyorum dersen Başvuru Formumuz